Aynı Yerde Fazla Kalma-Casa e mente- non muro.


“Aynı yerde fazla kalma” ifadesi, ilk duyulduğunda bir kaçış çağrısı gibi algılanabilir. Sürekli gitmeyi, yer değiştirmeyi ya da hiçbir yere bağlanmamayı öğütlüyormuş hissi verir. Oysa bu cümle, adreslerden çok daha derin bir yere işaret eder. Burada kastedilen yer, çoğu zaman bir mekân değil; bir düşünce biçimi, bir alışkanlık, bir hâl’dir.

Casa El Mente, yani “zihnin evi” kavramı, insanın yaşadığı alanla düşündüğü alanın birbirinden kopuk olmadığını söyler. Duvarlarla bölünmüş evler gibi, katı kabullerle bölünmüş zihinler de zamanla nefessiz kalır. Bu yüzden sadeleşen mekânlar, sadece göze değil, zihne de ferahlık verir.

Non-muro felsefesi bu noktada devreye girer. “Duvar yok” demek, yalnızca açık plan bir ev anlayışı değildir. Aynı zamanda hayatı keskin çizgilerle ayırmamayı, içerisiyle dışarısı, eskiyle yeni arasında sert sınırlar koymamayı anlatır. Çünkü insanı en çok yoran şey, çoğu zaman görünmeyen duvarlardır.

Alışkanlıklar, “ben buyum” diye kilitlenen kimlikler, değişmeyen roller… İnsan fark etmeden bu duvarların içinde yaşamaya başlar. İşte “aynı yerde fazla kalma” uyarısı, tam olarak bu zihinsel sıkışmaya yöneliktir.

Bu bağlamda bu cümle, kalk ve git demek değildir. Olduğun yerde kalabilirsin. Aynı şehirde, aynı evde, aynı masada… Ama aynı düşüncede, aynı korkuda, aynı konforda uzun süre ısrar edersen, işte o zaman gerçekten “fazla” kalmış olursun.

Hareket her zaman yolculuk değildir. Bazen bir fikri terk etmektir. Bazen “bunu artık böyle yapmak istemiyorum” diyebilmektir. Bazen de sessizce değişmektir, kimse fark etmeden.

İnsan bir yerde yıllarca yaşayabilir. Ama zihni yürüyorsa, yeni sorular soruyorsa, kendini yeniden kurabiliyorsa, aslında hiçbir zaman aynı yerde kalmamıştır.

Bu düşünceyi en iyi anlatan örneklerden biri, 1600’lü yıllarda açılmış ve bugün hâlâ varlığını sürdüren lokantalardır. Aynı adreste, bazen aynı ocakta, yüzyıllardır ayakta duran bu mekânlar, ilk bakışta değişmeden kalmış gibi görünür.

Oysa hayatta kalabilmelerinin sebebi, aynı kalmaları değil; her dönemde değişmeyi başarmalarıdır. Tarifler dönüşmüş, malzemeler çağın şartlarına uyarlanmış, sunum ve servis anlayışı evrilmiştir. Değişmeyen tek şey, mekânın ruhu olmuştur.

İşte bu yüzden doğru olan şudur: Aynı yerde kalmak sorun değildir. Sorun olan, aynı hâlde ısrar etmektir.

Kök salmak bir güçtür. Ama kök salarken büyümeyi bırakmamak gerekir. Tıpkı o eski lokantalar gibi… Yerinde duran ama her gün yeniden doğan.

Belki de “aynı yerde fazla kalma” cümlesi, bir kaçış çağrısı değil; sessiz bir hatırlatmadır: Değişmeden kalmaya çalışma.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Evcilik (2024) Filmi: Konusu, Oyuncuları ve İncelemesi

Starship ile “Mars Kolonisi” Hayal mi, Gerçek mi, Yoksa Askerî / Ticari Bir Plan mı?